Oyun İncelemesi
Red Dead Redemption
by whistlerperfect on Ağu.25, 2010, under Oyun, Oyun İncelemesi
Bütün yazı bu oyunu oynayarak geçirdiğimi söyleyebilirim. Oynamaya başladığım zaman en az iki saat oynadığımı da belirmeden geçemeyeceğim. Şimdi de henüz oynamayanlar için bu mükemmel oyundan biraz bahsetmek istiyorum.
Vahşi batıda zamanın azılı haydutu John Marston’u canlandırıyoruz oyunda. Arkadaşlarının ihaneti sonrasında dibe batmış, karısı ve çocuğuna kavuşacağı günün hayalini kuran ve intikamını almak için önünde uzun bir macera olan bir adam.
En baştan söyleyeyim kahramanımız bayanlarla pek muhattap olmuyor, önüne gelen fırsatları görmezden geliyor. Oyunda bir çok fahişe olmasına ve kahramanımıza ahlaksız teklifler edilmesine rağmen hepsini reddediyoruz. Karakterimizin aşk adamı olması ve karısının eskiden fahişe olması nedeniyle bu duruma güzel kılıflar uyduran ve oyundan cinselliği çıkartmayı başaran RockStar Games’e buradan bir alkış.
Genel olarak oyunda en çok hoşuma giden şeyleri ve oyunun atmosferi olmuş. Çok geniş bir harita, çok güzel modellenmiş 39 çeşit hayvan, türlü hava şartları, gece gündüz, rüzgar, ışık, yansımalar, manzaralar, yıldızlar ne ararsan var. Oyundaki insanların da hareketleri çok gerçekçi, bazen uzun süre hiç bir şey yapmadan şehirde insanları gözlemledim, hiç falso vermiyorlar, hayat devam ediyor. Gerçekten oyunun yaşadığı hissine kapılıyorsunuz. Truman Show filmini bilenler bilir, orada herkesin ne zaman ne yapacağı belliydi, eminim ki Truman bile zor farkederdi bu oyundaki yaşamın gerçek olup olmadığını. =)
Şimdi de kısa kısa oyundan aklımda kalanlardan bahsedeyim.
- Şehirde sokak köpeklerine tekme atarsanız size saldırıyorlar. Bütün karizmanız yerle bir. Bir gün kamp kurmuş köpekli bir adamı öldürdüm, köpeği de bana saldırdı.
- Çeşitli küçük oyunlar var, five finger fillet (elini masaya koyup bıçağı parmakların arasına saplamaca) oynanışı gitar hero gibi. Bilek güreşi var, Black Jack var, nal atmaca var, Liar’s dice diye bir zar oyunu var.
- En önemlisi Hold’em Poker var, poker oynamayı bilmiyordum bu oyun sayesinde öğrendim, oyunda görev yapmak istemiyorsan otur barda sabaha kadar poker oyna. En iyi pokercilerin olduğu Blackwater’da 4 kişiyi soyup soğana çevirdiğimi söylemeden edemeyeceğim.
- Çiçek toplamak çok sıkıcı
- Avladığınız hayvanların derisini yüzebiliyorsunuz, sonra da gidip satıyorsunuz.
- Oyunda define avcılığı yapıyorsunuz ama defineleri bulmak çok zor, ne yalan söyleyeyim bazı defineleri izlediğim bir video sayesinde buldum.
- At binmek çok gerçekçi olmuş, bir çok at türü var, at satın alabilirsiniz ya da doğada gezinen vahşi atları evcilleştirebilirsiniz. Eşek bile var.
- GTA serilerinde polis sayısı arttıkça artıyordu ve bir süre sonra yakalanmamak imkansız hale geliyordu. Fakat ben bu oyunda hiç hapse düşmedim. Bazen dellenip peşimdeki bütün şerifleri öldürdüm fakat hiç bir zaman kanun adamları başedilemeyecek kadar çoğalmadı.
- Suç işlediğiniz zaman telgraf binasına gidip öldürdüğünüz haydutlardan çıkan özür mektuplarını verip veya kefaletinizi ödeyip aranmaktan kurtuluyorsunuz.
- Oyunun gerçekçiliğinden etkilendiğim yerlerden birisi de meksikada şehirde çıkan bir isyanda halkı kurşuna dizerlerken hiç bir şey yapmadan ölmelerini izlemem oldu. İstesem engelleyebilirdim, siz oynarken görürseniz engelleyin.
- Müzikler harika, çok güzel mistik havaya uygun enstrümantal müzikler çalıyor, oyunun bazı önemli yerlerinde de çok güzel şarkılar çıkıyor, mesela Meksika’ya geçerken ve Dutch’ı öldürdükten sonra şehre dönerken çalan şarkıyla beraber klip yönetmeni gibi hissettim kendimi.
- Oyunda gidip gidip görev alıyoruz ve genelde görevin başında ve sonunda oyun içi videolar izliyoruz. Hikaye güzel, videolar güzel ama ne yalan söyleyeyim başlarda izliyordum, sonra sıktı bazı yerlerde rutine bağlıyor çünkü görevler biliyorsunuz. Video izleniyor, bir yere kadar atla falan gidiliyor, görevi yapıyoruz, tekrar dönüş, ve bir video daha. Oyunun ortalarında bir çok videoyu izlemeden geçtim, fakat sonlara doğru hepsini izledim ve hikayesi çok güzel olduğu için özellikle sonlara doğru videoları izlemeden geçmemenizi öneririm.
- Harita büyük olduğu için at üstünde çok zaman geçirmek gerekebiliyor. İlk başlarda fazla paranız da olmadığı için at arabası taksilere binmek pahalı geliyor. Neyse ki 7. Hazineyi falan bulduktan sonra ünümüz arttığı için taksi şoförleri para almıyorlar.
- Oyunun başlarında kement atmayı öğreniyoruz. Bununla atları, hırsızları, haydutları yakalayabiliyoruz. Kement ile yakaladığımız adamı bağlayabiliyoruz. Bağladığımız adamı tren yolu üzerine koyup canilik yapabiliriz.
- Eğer suç işlerken birisi sizi görürse haritada göz işareti çıkıyor, o kişiyi şerife haber vermeden öldürün ya da biraz para verin.
- Bazen yumruk yumruğa dövüştüğünüz adamlar silahlı çıkabiliyor. Can sıkıntısından dakikalarca dövdüğüm adam birden silahını çıkartıp öldürmüştü beni mesela.
- Merak ettiğiniz şeyler için tavsiye ederim: reddead.wikia.com
Özetlemek gerekirse GTA oynayanların yabancılık çekmeyeceği bir oyun olmuş. Oynanış bire bir GTA4 ile aynı, Liberty City yerine vahşi batıda takılıyoruz ama tabi ki dead-eye adı verilen ateş etme modu, honor-fame sistemleri bir çok yenilik de var oyunda.
Dead Eye Targeting System
Dead-eye tam vahşi batıya ruhuna uygun bir nişan alma sistemi. Silahımızı çekip R3’e bastığımızda zaman yavaşlıyor ve ateş edeceğimiz yerleri “işaretliyoruz”. Sonra da nişan aldığımız yerlere karakterimiz John ateş ediyor. Böylece birden fazla hedefi bir kerede vurabiliyoruz. Ama nişan aldıysak da her zaman vurma garantisi yok. Karakterimizin hakkını yemeyelim, nereye istersek oraya ateş ediyor, fakat hedefler hareketli olduğu için ve zaman akmaya devam ettiği için ateş ettimizde hedef bir ağacın, bir siperin arkasına saklanmış olabiliyor.
Dead eye en güzel hareketli ve birden fazla hedefte kullanırken etkili.. At üstünde dörtnala giderken peşinizdeki atlıları normal yoldan vurmak Dead Eye olmadan hiç kolay değil. Hem Dead-Eye kullanırken kendinizi gerçek bir kahraman gibi hissediyorsunuz. Red Kit de gölgesinden hızlı ateş ederdi, biz de zamanı yavaşlatıyorsak ne olmuş? =)
GTA 4’e göre bir yenilik de düello yapmak olmuş. Poker masasında hile yaptığımızda veya bize yolda yürürken bize dayılananlara, bazen de görevleri yaparken karşılaştığımız bazı karakterlere karşı düello yapabiliyoruz. Düello yaparken de dead-eye kullanılıyor. Ateş edeceğimiz yerleri belirledikten sonra mermileri yağdırıyoruz rakibimizin üstüne. Düelloda rakipten önce ateş etmek için adam gibi nişan almamız lazım. Hatta düşmanımızın eline ateş edip silahını düşürebilir, üstüne bir de şapkasını uçurup rezil edebiliriz. Böyle yaptığımızda vahşi batıdaki ünümüz daha çok artıyor, şanımız yürüyor. Şan şöhret demişken bir de Honor ve Fame’den bahsedelim.
Honor & Fame
Onur ve ün vahşi batıda zaman geçirdikçe kazandığımız özellikler. Ünümüz oyunda ilerledikçe artıyor, oyunun sonlarına doğru bütün vahşi batı bizi tanıyacak fakat onurlu olmak veya olmamak sizin elinizde. Aslında karakterimiz onurlu bir karakter olduğu için bu özelliğimiz de pozitif olarak artacaktır. Ama yan görevlerde, free-roam takılırken yaptıklarımız kötülükler bizi onursuz yapacaktır. Örnek vermek gerekirse bir posta arabası soygunuyla karşılaştığımızda hırsızlarla bir olmak ya da posta arabasını soygunculardan kurtarmak bize kalmış. Ya da şehirlerde takılırken masum insanları zevkine öldürdüğümüz zaman da onursuz olabiliriz. Şimdi bunları okurken diyeceksiniz bu ne ya kardeşim hiç mi çıldırmayacağız oyunda derseniz, yüzümüzü bir bandanayla gizleyip tanınmadan istediğimiz hayvanlığı yapabileceğimizin müjdesini de vermek isterim. Tabi ki yüzümüzü gizlediğimiz zaman yaptığımız iyi işlerden dolayı da onurumuz artmayacaktır bunu da unutmamak lazım.
Onurlu ve ünlü olmanın avantajları tabi ki var, bunlar genelde mağazalarda indirimler ve daha çok insanın sizden yardım istemesi, yani daha fazla random event ile karşılaşmak ve daha dolu bir macera yaşamak diyebiliriz.
Yüzlerce mil at bindim, yüzlerce haydut öldürdüm, yaklaşık 40 saat oynadım. Artık multiplayer’a başlayabilirim =) Hatta yakında Red Dead Redemption multiplayer için de bir yazı yazabilirim, çok güzel co-op görevler var. Görüşmek üzere..
Heavy Rain İncelemesi
by serothesnake on Haz.17, 2010, under Oyun İncelemesi
Uzun zamandir biz oyuncular farklı bir oyun deneyimi yaşatacak olan teknolojileri bekleyip durduk. Wii , Ps3 ve Xbox oyunlara yeni teknolojileri getirdiler ama sadece gelişmiş bir teknoloji eğlence için yeterli bi faktör mü? Oyun dünyasinda herkes yeni bir boyut icin beklerken , Heavy Rain konsollarımıza bomba gibi düştü. Bu oyunu almadan önce arkadaşlarıma hep ayni soruyu sordum. “Oyun hakkinda spolier verme ama oyun güzel mi ve ödediğin paranin hakkini veriyormu? ” Herkesin verdiği yanıt aynıydı. “Oyunu oyna sonra konusalim?” Bende gecen Pazartesi oyunu aldim. Hızlı bir jelatin mücadelesinden sonra oyunu boot ettim. Yaklasik 300mb’lık bir güncelleme sonrasinda yağmur damlalarının aktıği ana ekran karşımdaydı.
Street Fighter 4 Ryu – Karakter İncelemesi
by serothesnake on Şub.21, 2010, under Oyun İncelemesi
![]()
Ryu, Street Fighter 1988′den itibaren baş karakteri olan hayali bir karakterdir. Japonyalı bir dövüşçüdür ve de belki de Capcom şirketinin en ünlü karakteridir.
Ryu, küçük yaşlardan itibaren dövüşe aslında savunma sanatlarına çok meraklıdır. Daha on yaşlarındayken babası kimliği bilinmeyen bir kişi tarafından öldürülür. Bu olayın ardından annesi de üzüntüden hayata gözlerini yumar. Ryu’yu babasının en yakın arkadaşı Master Gouken yanına alır ve ona ileride en iyi arkadaşı olacağı Ken Masters isimli Amerikalı küçük çocukla beraber çalıştırmaya başlar. Ryu artık evinden çok uzaklardadır.
(okumaya devam et…)
Street Fighter 4 Ken Masters – Karakter İncelemesi
by serothesnake on Şub.17, 2010, under Oyun İncelemesi
![]()
Ken Masters, Street Fighter oyununun karakterlerinden biridir. Amerika Birleşik Devletleri doğumlu olan Ken, sarı saçları ve kırmızı kostümüyle bilinir.
Ken, öksüzdür. Anne ve babasını hiç görmemiştir. Fakat bu durum Ken’i duygusal yönden hiç etkilememiştir. Çünkü onu evlat edinen Master Gouken ve kardeşi gibi sevdiği arkadaşı Ryu vardır. Gouken, Ken’in babasının eski bir dostudur. Babası vefat edince Ken’i yanına alır ve eğitir. Ryu ile birlikle yetiştikleri için birbirlerine çok bağlıdırlar ve birbirlerini asla terketmezler. Ken dövüş turnuvalarına aşırı meraklıdır. Zengin bir yetim olmasına rağmen sokak dövüşlerini tercih etmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’ne dövüşlere katılmak, kendini sınamak için gider. Döndüğünde ustası Gouken’i ölü bulur Gouken’i öldüren şahıs Akuma’dır. Ken o an itibari ile Akuma’ya karşı büyük bir nefret duyar.
(okumaya devam et…)
The Saboteur İnceleme
by serothesnake on Şub.01, 2010, under Oyun İncelemesi
The Saboteur İkinci Dünya savaşı zamanlarında Fransa’da geçiyor. Amacımız ölen arkadaşımızın intikamını almak ve Fransız direnişini başlatmak. Oyunumuz open world. Ve diğer open world oyunlarında geçen tüm özellikleri taşıyor. Size harita üzerinde verilen görevleri yerine getirmek için binalara tırmanıp gizlice ilerliyor, araba çalabiliyor yada Nazi askerlerini etkisiz hale getirip, kılık değiştirerek aralarına sızabiliyorsunuz. Bu bahsettiğim özellikler diğer open world oyunlarda varken neden Saboteur’a ekstra para harcayayım diyebilirsiniz? Bu soruyu oyunu oynarken bende kendime sordum. Daha sonra farkettim ki oyunun başında 3 saat aralıksız hareket etmeden ilerlemişim. Peki neydi Saboteur’un farkı?
Hustle Kings : Bilardo Simülasyonundan Fazlası
by serothesnake on Oca.26, 2010, under Oyun İncelemesi

Hustle Kings, yapılmış en gerçekçi ve eğlenceli bilardo oyunu olarak Plasytation 3′e geliyor. Hustle Kings sadece bir bilardo simülasyonu değil. VooFoo ve Sony bu oyunun içerisine kendine has özellik ve oyun mode’ları ekledi. Mesela en iyi atışlarınızı Youtube’a yükleyebilir, oyunu oynarken XMB altındaki Mp3′leriniz ile bir şarkı listesi oluşturabilir, Carrer mode,turnuva, trick shot oyunlarından birisini oynayabilir,hatta online yada local turnuvalar oluşturabilirsiniz.
(okumaya devam et…)
Civilization Revolution Taktikleri
by whistlerperfect on Oca.01, 2010, under Oyun, Oyun İncelemesi
Daha önceden bahsettiğimiz gibi Civilization Revolution hakkında bazı taktikler vermek istiyoruz.
Artık çılgın gibi saldıran ve sizden acayip isteklerde bulunan, Marco Polo’nuza, biricik Florence Nightingale’inize göz koymuş hain düşmanlara al sana bomba demenin zamanı geldi.
(okumaya devam et…)
Sid Meier’s Civilization Revolution
by whistlerperfect on Ara.29, 2009, under Oyun İncelemesi
Hepimiz eski Civilization’lardan birini mutlaka PC ortamında görmüş veya oynamıştır. Turn based oyunları fare ile kontrol etmek klavye kısa yolları atamak gerçekten işimizi kolaylaştırır. Playstation’da bu tarz oyunları oynamanın zor olduğu yönünde bir ön yargı sahibi olabilirsiniz fakat PS controller ile oyunu oynamak gerçekten kolay ve hızlı.
Oyunda 5 adet zorluk derecesi bulunuyor. Oyunu kazanmak için teknolojik, kültürel, parasal veya askeri yönden üstünlük kurmanız gerekiyor. İlk 4 zorluk derecesinde herhangi bir yönünüzü geliştirerek 2000′li yıllarda zafere ulaşmak mümkün. Fakat 5. zorluk seviyesinde işler biraz karışıyor. Bir anda istenmeyen ırk oluyorsunuz ve diğer ülkelere bu değirmenin suyu nerden geliyor diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Yine de akılcı taktikler geliştirerek ve ırkların belli özellikleri üzerine kurulu stratejilerle zafere ulaşmak mümkün.
Yakın bir zamanda bu stratejileri sizlerle paylaşacağız.

